Çocuklarımızı Geleceğe Hazırlıyor muyuz?

COVID-19 ile birlikte hepimiz bir anda dijital dönüşümü üstel (exponential) bir hızda yaşamaya başladık. #EvdeKal ile başlayan kısıtlamalar insanları vakitlerini değerlendirme konusunda bir kez daha zorladı ve inovasyonu artırmaya başladı. Evde ufak da olsa bir şeyler üretmek, belli konulara farklı bakış açılarıyla farklı çözümler geliştirmeye başladık.

Peki tüm bu olup bitenler bize çocuklarımızın geleceği ve yeni norm içindeki yaşamı hakkında ipucu veriyor mu?

Eğer siz de benim gibi yetiştirildiyseniz, iyi bir çalışma konusu belirleyip, saatlerinizi vererek çalışıp, sınavlarınızı yüksek notlarla geçtiğiniz sürece, büyük olasılıkla yaşam boyu bir kariyere dönüşecek iyi bir iş garantilendiğiniz fikrine sahipsiniz.

Çocuklarımız söz konusu olduğunda, günümüz ebeveynlerinin endişesi, tıpkı bizim ebeveynlerimiz gibi, onlara çalışma hayatına başladıklarında başarılı olacakları beceri ve araçları sunmak ve kendi geleceklerini güvence altına aldığımızdan emin olmaktır.

Ancak çocuklarımızın şimdi ihtiyaç duyduğu eğitim sistemi, bizim zamanımızda gerekenle aynı değil.

Onları yapay zeka gibi teknolojilerin günlük hayatımızın bir parçası olacağı dijital çağa hazırlayabilmek amacıyla, bir taraftan mevcut eğitim sistemi ile başa çıkmayı, diğer taraftan da çocuklarımızın kişisel ve profesyonel gelişimini geliştirmeye yönelik yetkinliklerle donatmanın yollarını bulmalıyız.

Basitçe ifade etmek gerekirse, günümüz eğitim sistemi modası geçmiş ve geleceğe doğru bir şekilde hazırlayamayan, dolayısıyla da yakın zamanda artık çalışmadığı görülecek olan bir sistem.

Genellikle “fabrika modeli” olarak adlandırılan bu sistem, temel olarak öğrencileri gelişimlerinde aynı programlanmış örnekler olmaya hazırlar, onlara sabit bir teori ve beceri seti öğretir ve sonuç olarak aynı ürünün benzer versiyonlarını ortaya çıkarır. Bu eskiden sistemin geliştirildiği dönemlerde, sınırlı ve spesifik bir beceri seti gerektiren işleri yapmak amacıyla insanları geliştirmede etkili olmuş olabilir, ancak 4.Sanayi devrimi çağında çalışacak çocukların ihtiyaçları için son derece yetersizdir.

4. Sanayi Devrimi, dünyada teknolojinin var olması için tamamen yeni yollar yaratacak bir “temel devrim” olarak düşünülebilir. Doğrusal bir şekilde gelişmek yerine, bu teknolojiler birbirleriyle birleşmeye başlayacak ve üstel (exponential) bir hızda gelişecek, bunun en önemli örneği yapay zeka (Artificial Intelligence) .

Peki çocuklarımızın geleceği için bu ne anlama geliyor?

Bu, mevcut eğitim sistemimizin çocuklarımızı hazırladığı işlerin çoğunun, yetişkin olduklarında geçersiz olacağı anlamına geliyor. Bir tahmine göre, ilkokuldaki çocukların% 65’i henüz var olmayan işlerde çalışacak. Buna ek olarak, bir zamanlar istikrarlı bir kariyer ve iş güvenliği konusunda bizlerin sahip olduğu imkanlara sahip olamayacaklar. Bu eğilimleri şimdiden görebiliyoruz. Gallup raporuna göre, milenyum neslinin % 21’i geçen bir yıl içinde işlerini en az 1 kez değiştirmişler. Kariyer platformu ‘The Muse’ da yapılan bir ankete göre de milenyum neslinin % 58’i bu yıl içerisinde iş değiştirmeyi planlıyor.

Bu nesil, mevcut işverenlerine azalan bir bağlılık duygusu gösteriyor ve sürekli öğrenme fırsatları, hızlı gelişme ve esneklik arayışında. UPWORK’ün 2017 “Amerika’da Bağımsız Çalışma” araştırmasına göre, bağımsız çalışanların (freelancer) önümüzdeki on yıl içinde ABD işgücünün çoğunluğunu oluşturması bekleniyor. Milenyum nesli ve sonrakiler yeni teknolojilere hızla adapte olma kabiliyetleri ile gelişen yeni iş ortamlarına uyum sağlayarak, bizim yaşadığımızdan çok farklı bir profesyonel yaşam yaşayacaklar.

Bu da bizi şu soruya götürür: Ebeveynler olarak, çocuklarımızı bu değişikliklere hazırlamak için ne yapabiliriz?

Çocuklarımızı bu yeni zorluklarla yüzleşmeleri için bana göre teşvik etmemiz gereken üç temel alan şunlar: Yaratıcılık, iletişim ve güven.

Yaratıcılık uzun zamandır neslimizin ebeveynleri tarafından takdir edilmeyen ve yeterince teşvik edilmeyen bir yetenek olmuştur. Yaratıcılık girişimciliğin kalbinde yer alır ve Gig Ekonomisinin yükselişiyle birlikte, işgücü giderek farklı kuruluşlar için farklı kapasitelerde çalışmak için yeterli bilgi ve beceriye sahip çalışan insanlardan oluşacaktır.

Kısaca Gig ekonomisini açıklarsak, bağımsız (freelance) çalışanların ve kendi kendinin patronu olanların yarattığı bir ekonomi modeli. “Gig” müzik sektöründen gelme bir terim, “kısa süreli iş” demek.

Çocuklarımızın yaratıcılığını beslemek, artık makineler tarafından üstlenilen sıradan görevlerin olduğu bir gelecekte, rekabet edebilmeleri için zorunludur. Çocuklarınızı farklı alanlarda, farklı düşünceler oluşturmak için teşvik edin ve normal olarak kabul edilenin dışında düşüncelerle geldiklerinde onlara ‘Ne kadar saçma bir şey bu?’ gibi söylemlerde bulunmayın.

Unutmayın ki onlar makineler ve bilgisayarlarla bizden daha yapıcı bir şekilde etkileşim kuruyorlar ve insanlar ile teknoloji arasındaki ilişkiyi daha iyi anlamalarına yardımcı olmak bizim görevimiz. Onları, geleceğin işgücünde teknolojiyi bir tehdit olarak görmek yerine yaşam kalitesini yükseltmek için bir araç olarak kullanma konusunda yönlendirin.

Şimdi şöyle bir düşündğm de, belki de çocuğunuzdan önce bu konuda siz kendi fikrinizi değiştirmek için biraz çaba harcamalısınız 😀 .

İletişim. Çocuklarımızı donatabileceğimiz en iyi araçlardan biri, etkili bir şekilde iletişim kurma yeteneğidir. Ne yazık ki, bugün büyüdükleri ortam buna elverişli değildir. Cep telefonları, sosyal medya platformları, uygulamalar ve e-posta kullanımı, göze temas etmekten kaçınmamızı kolaylaştırıyor, çoğu zaman rahatsız edici ama gerekli durumlardan kaçmamızı sağlıyor. Birçok genç, kibar ve etkili bir şekilde istekte bulunmak , basit bir e-posta mesajı yazma yeteneğinden bile yoksun. Konuşurken karşındakinin anlattıkları arasından ipuçlarını okumak, aktif olarak dinlemek ve başka biriyle problem çözmek, profesyonel başarı için zorunludur. Kendini sözlü olarak ifade etme yeteneği daha iyi duygusal zindeliğe de yol açar. Çocuklarınızı sizinle sohbet etmeye ve duygularını paylaşmaya teşvik edin.

Güven. Son olarak, çocuklarımıza güven duymalıyız. Hepimiz için büyük ölçüde bilinmeyen ve yeni bir geleceğe doğru ilerlerken, çocuklar kendi geleceklerinden sorumlu olduklarını hissetmelidir. Bu, hata yapma veya kendi kararlarından şüphe duyma korkusu yaşamadan karar vermelerine imkan verir. Bu tutumu teşvik etmenin en iyi yollarından biri, onları risk almaya ve günlük yaşamlarında aktif karar vericiler olmaya teşvik etmektir. Bu kendileriyle ilgili bir alanda yeni bir deneyim için seçim yapmalarına izin vermek kadar basit olabilir. Önemli olan yeni bir şey denediklerinde bırakın konuyu onlar yönetsin ve her şey planlandığı gibi gitmese bile sonunda onları tebrik edin. Birçok şeyin ilk başta planlandığı gibi olmayabileceğini ama sonunda yine de konuyu bir şekilde çözebildiklerini anlamalarını sağlayın.

Önümüzdeki beş veya on yıl içinde hiç kimse dünyanın nasıl olacağından emin olamasa da, modern eğitim sistemimizin çocuklarımızı teknoloji odaklı bir dünyada, geleceğe hazırlama işini yapmadığı bana göre açıktır.

Bu sistem değişinceye kadar, ebeveynleri olarak bu çocukların başarılı olması için gerekli beceri ve yetkinlikleri aşılamak bize bağlıdır. LGS puanlarına ve YGS sınavına daha az odaklanıp bu üç konuyu teşvik ederek, şüphesiz oldukça rekabetçi olacak olan geleceklerinde  bir avantaj sağlamalarına yardımcı olabiliriz.

One thought on “Çocuklarımızı Geleceğe Hazırlıyor muyuz?”

Comments are closed.