Kendi hikayeni yazmaya devam etme sanatı…

Hepimizin hayatında yaşadığı zorlayıcı bir şey var. Bazıları için bu, uyuşturucu, alkol gibi bir bağımlılık olabilirken, başkaları için fiziksel veya zihinsel bir rahatsızlık olabilir. Hepimizin ortak yanı, bu konuda mücadele ediyor olmamız. İnsan olmanın bir parçası bu olsa gerek. Mücadele olmadan karakterimiz gelişemiyor ve neler başarabildiğimizi göremiyoruz.
Ben bu hayatı deneyim elde etme yeri olarak düşünüyorum. Belki yaşanacak olan sonucu seçemeyebiliriz, ancak yaşadığımız deneyime nasıl tepki vereceğimizi seçme gücümüz var ve kim bilir belki de bu sayede bazen sonuca da etki edebiliriz.

Mentorlarımdan biri sayesinde aslında kendimizle ilgili olumsuz olan her şeyi, beynimizde kendi kendimize gerçek hale dönüştürdüğümüzü fark etttim. Derinlerde bir yerde bunu ben de biliyordum ve hayatta bir şeyler için mücadele ederken, aslında ben olmanın nasıl bir şey olduğunu hatırlayamıyordum. Oysa ki ben mutlu, kimseden bir beklentisi olmayan ve her zaman hayatın parlak tarafına bakmayı tercih eden biriydim. Peki bu olumsuz düşünceler nereden gelmişti hayatıma? Neden bu girdabın içinden bir türlü çıkamıyordum?

Öncelikle kafamda dolaşan bu olumsuz düşünceleri yavaş yavaş olumlu olanlarla değiştirmeye karar verdim. Bu öyle söylendiği gibi kolay olan bir şey değil elbette. İlk başta negatif şeyler üstüme üstüme sanki inadına daha da artar gibi gelmeye devam ettiler. Yorucu geçen savuşturma çalışmalarımdan sonra, bir gün uyandım ve bir farklılık olduğunu fark ettim. Sanki üzerimden bazı yükler kalkmıştı ve bu hayatta mücadele etmek dışında keyif alınabilecek birçok şeyin olduğunu ama bunları daha önce göremediğimi anladım. Zamanla tekrar kendime inandım. Nerede olduğumu ve nelere sahip olduğumu fark ettim. Kendi kendime yarattığım bir olumsuzluk balonunu sonunda patlatmayı başarmıştım. Bir daha asla o duruma geri dönmek istemediğimi kendime sürekli hatırlatıyorum.

Artık yargılama yoktu ne kendimi ne de başkalarını. Hayat içindeki mücadelenin, toplumun, yaptığım hataların özellikle de yargının beni tanımlamasına izin vermeyecektim. Evet fark etmeden hepimiz bazen kendi kendimizi yargılıyor bazen de başkaların yargılarına sahip çıkıyor ve olumsuzlukları hayatımıza sokuyoruz. Neden BENİM HAYATIM‘a bir başkasının müdahale etmesine izin vereyim ki? Fiziksel, zihinsel ve duygusal kusurlarınızı kucaklayabildiğinizde, bu gerçek güzelliktir ve benim yaptığım şey buydu. Aslında kendimi tekrar sevdim ve bunu bir seferde bir düşünceyi değiştirerek başardım. İnanın kim olduğunuzu, kusurlarınızı ve sahip olduklarınızın farkına vardığınızda, daha fazla mutluluk hissedeceksiniz. O dönemde James Barry’nin şu sözü beni çok etkilemişti:
“Güneş ışığını başkalarının hayatına sokanlar onu kendilerinden uzak tutamazlar.”

O günden sonra, artık kimseden bir beklentim olmadan, hayatın güzelliklerini görmeye ve yaşamaya çalışacağıma dair kendime söz vermiştim.

Geçmişimizi kabul etmek ve kimsenin mükemmel olmadığını (kendimiz dahil!) fark etmek söz konusu olduğunda kendimizi affetmek de çok önemlidir. Sağlıklı bir iç huzura kavuşma yolculuğunda, geçmişte yaptığımız ve söylediğimiz şeyler üzerinde takılıp duygusal olarak içimizde kavgayı devam ettirmeye yer yoktur. Yanlış anlamayın, bir devekuşu gibi davranıp başımızı kuma sokalım ve kötü şeyler olmamış gibi davranalım demiyorum. Kendimizi affetmek, geçmişimizde zor şeylerin gerçekleştiğini kabul etmekle ilgilidir. Aslında bu anıları, geleceğimizi bozmasın diye özenle seçip ayıklamalıyız. Kendimize haftalar, aylar, yıllar önce olanları kabul etmek, üzmek ve suçlamak için zaman ve mekana izin vermek sağlıklı ve kendimizde değişiklik yapmak için gerekli bir süreç.

Affetmek iki yönlü bir yol gibidir ve hem kendimizi hem de başkalarını affetmek anlamına gelebilir. Her ikisi de zordur ve zaman alır. Bununla birlikte, değişiklik yapmak, yeni (ve daha iyi) bir hikaye yazmak için eski bir hikayeyi gerçekten bırakmak en önemli adımlardan biridir.

Hayatımızdaki diğer insanları affetmek çok zor olabilir. Birçoğumuzun aklında o kişilerin yanlış davranışları, yaşattıkları duygusal acılar ve hatta ihanet gibi gelen kınama ve yargıları vardır. Ancak, gerçekte, başkalarını affetmek, haksızlığı yapanın eylemlerinin sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda olmadığı anlamına gelmez.
Bu, kişinin hayatımıza geri dönmesine izin vermemiz gerektiği anlamına da gelmez. Affetme, bu hatıraların ve deneyimlerin kim olduğumuzu tanımlamada tecrübe olarak kullanmayı ve “kendi hikayemizi yeniden yazmaya başlamamızı” sağlar.

Kin tutmak ve birini affetmemek, sanki tüm gün tek ayağının üzerinde durmak ama diğer kişinin bu acıyı hissetmesini beklemek gibi birşey.

Oysa bir beklenti olmadan yaşama ve yeri geldiğinde affetme süreci, bizleri başkalarının duygusal sıkıntılarını üzerimizde yük olarak taşımaktan da kurtarır.

Eğer siz de eski bir konuya takılmış gidiyorsanız bence artık bırakma zamanıdır. Size neşe getiren yeni hikayelerle dolu güzel bir hayat yaşamayı bence kesin hak ediyorsunuz. İyileşme sürecindeki birçok şey gibi, kendimiz ve başkaları hakkında ne düşündüğümüz ve ne yaptığımız bir seçimdir. “Hastalığa bağlı kalmayı” seçebiliriz ya da affedici olmayı seçebiliriz. İkincisi daha zordur, ama buna değer.

Bir beklenti olmadan, çevrenizdekilere içinizden geldiği gibi yaklaşmanın ve yeri geldiğinde affetmenin sizi ne kadar özgürleştireceğine inanamayacaksınız!